Sürdürülebilir Şehirler, Sağlıklı Yaşam Alanları

İnsanoğlunun var olduğu günden bu yana ortaya koyduğu, kendini, yaşam biçimini,  sosyo-kültürel zenginliklerini yansıttığı en eserlerden, tarihe bıraktığı kalıcı izlerden biri de şüphesiz kentlerdir. Kentler; sakinlerinin toplumsal ve sosyo-ekonomik hayatının, yaşayarak biriktirdiği kültürün, oluşturduğu kendine has değerlerin, çevresiyle kurduğu ilişkilerin, içinde gerçekleştirilen eylemlerin yansımalarından oluşan, yarınlara da taşınacak mekânsal değerlerdir. Bununla birlikte insanlığın ve teknolojinin gelişimine paralel olarak doğal ve yapılı çevre üzerinde kurulan hâkimiyet ve baskı da artmakta, kentler kendi kimlik ve kültürünü yok eden, birbirine benzeyen, kontrolü ve denetimi gittikçe zorlaşan yaşam alanları haline gelmektedir. Dahası bu ölçüsüz gidiş ve tahribat, gelecek nesillerin yaşam hakkının da olumsuz etkileneceği, geriye dönüşün çok zor olacağı, çözülmesi neredeyse imkânsız kalıcı sorunlara neden olmaktadır. Dolayısıyla kentlerimize yeni bir anlayış ve yönetim kararlılığıyla yaklaşma zamanı gelmiş, hatta geçmektedir.

Aşırı nüfus artışı ve hızlı kentleşmeden kaynaklı sosyo-ekonomik ve toplumsal sorunlar, kapasitesinin çok üzerindeki kullanımlar, kentsel hizmet kalitesindeki yetersizlikler kentlerin denge ve işleyişini bozmakta, kentleri kendi özgün kimliğini koruyamayan hatta yitiren, kültüründen kopuk, hızlı ve kontrolsüz şekilde sürekli büyüyen, planlarına ve uygulamalarına rağmen plansızmış gibi gelişen ve yaşayan mekânlar – yaşam alanları haline getirmekte; denetimsiz, kontrol edilemeyen sağlıksız büyüme, kendisi ve sakinleri için sorunlar yaratmaya devam etmekte; doğal olarak da bu durum kentsel mekân ve yaşam kalitesinin her geçen gün düşmesine neden olmaktadır. Bu yaşamsal sorunun çözüm alternatifi ise doğal ve yapılı çevreye olumsuz etkilerin asgariye indirildiği, sürdürülebilir bir yaşamın temel ilke ve koşullarının sağlandığı ve geliştirilerek geleceğe aktarıldığı "sürdürülebilir şehirler” yaklaşımıdır.

Sürdürülebilirlik, kelime anlamı itibariyle süreklilik ve kesintinin olmaması durumunu ifade etmekte, verimliliğin optimum koşullarda ve uzun yıllar boyunca devamlılığının sağlanması anlamına gelmektedir. Sürdürülebilirlik kavramı; bugünün ihtiyaçlarının, gelecek kuşakların ihtiyaçları da göz önüne alınarak sağlıklı ve dengeli bir şekilde karşılanabilmesi olarak tanımlanabilir. Bununla birlikte sürdürülebilir kalkınmanın, genelde birbiriyle çelişen ve çatışan, ekonomik, sosyal, siyasal ve çevresel boyutları bulunan bir kavram olduğu da söylenebilir. Öte yandan sürdürülebilir kentleşme ise kentsel fonksiyonların işlemesinde dinamik ve çeşitlilik gösteren bir ekonomiyi, kentsel hizmetlere erişimde toplumsal eşitliliği, kentsel mekânın kullanımında ve yeniden oluşturulmasında ise doğal çevrenin korunmasını ve iyileştirilmesini ifade eder. Planlama ve tasarım anlamında sürdürülebilirlik ise kentsel mekân ve mimari düzeyde ekosistemlerin taşıma kapasiteleri aşılmadan toplumların yaşam ve mekân kalitesinin yükseltilmesi olarak düşünülebilir.

Toplumlar sürekli gelişme içerisindedirler.  Bu gelişme sürecinin,  insanların barınma, çalışma, eğlence-dinlence, sosyo-kültürel, ulaşım gibi gereksinmelerinin karşılandığı, hizmetler sektörünün, iş bölümü ve uzmanlığın yoğunlaştığı kentlere de olumlu yansıması beklenmek ve istenmekle birlikte doğal ve korunması gerekli alanların da yapılaşma ve yoğunlaşma baskısı altındaki kentsel alanlara dönüştürülmesi için yapılan fiziki müdahaleler ve faaliyetler, süregelen yaşam tarzı ve tüketim alışkanlıkları, doğal çevre ve varlıkların geri dönülemez şekilde tahribi, kentsel suçların artması gibi çarpık ve düzensiz, sağlıksız kentleşmenin doğal sonucu olarak ortaya çıkan sorunlar ise sürdürülebilir kent anlayışının bir an önce benimsenmesi ve uygulanmasının zorunluluk haline geldiğini göstermektedir.

Bu anlamda, değişimin ve gelişimin süreklilik içinde algılanarak, sosyal ve ekonomik uğraş ve çıkarların; ekosistemler, yaşanabilirlik, erişebilirlik ve enerji ile ilgili kaygılarla uyumlu hale getirildiği sürdürülebilir kent anlayışının yaşama geçirilmesi kaçınılmaz gereklilik olarak karşımıza çıkmaktadır. Kentlerin yaşanabilirliğini tanımlarken de, hizmetlere ulaşılabilirlik, katılım gibi temel hakların da dikkate alınması ve kentlinin ve kentlerin sosyal, ekonomik, kültürel ve çevresel niteliklerinin iyileşmesinin sürekli kılınması, sağlıklı ve dengeli bir doğal çevreyle bütünleştirilmesi önem kazanmaktadır. Öte yandan kentler, bireyler gibi gelişen, değişen, bireyin mekâna yönelik davranışlarına, katkılarına bağlı olarak biçimlenen, dönüşebilen, tepki veren, kısaca yaşayan organizmalar olarak da nitelendirilebilir. Bu sebeple, bireyler gereksinimlerini kentte ararken; kentlerin de, varlık nedeni olan birey ve toplumlara, sağlıklı, yaşanabilir, kendini bulma ve geliştirme ortamı sağlayan koşullar, ortamlar, mekânlar, fırsat ve imkânlar sunması beklenmektedir.

Sürdürülebilir şehirler; doğaya, kent dokusuna ve kültürel değerlere saygılı; çevre ve doğal kaynakların verimli ve akılcı kullanıldığı, sürdürülebilir kalkınmanın esas alındığı, yatırımlarda çevre ve enerji uyumunun - enerji verimliliğinin gözetildiği, katı atık yönetimi, ıslahı ve geri kazanımı konularının önemsendiği, kentin ekonomik olarak kendini besleyebildiği ve bunu sürdürebildiği, sakinlerinin mutlu olduğu, yaşam standartlarının yükseldiği, ülke-bölge mekânsal strateji, çevre düzeni ve imar planları arasında kademeli birlikteliğin sağlandığı,  kent-kır dengesinin gözetildiği; tüm yerel aktörlerin /paydaşların sürece katıldığı, çağdaş ve standartlara uygun altyapı, temiz su, işleyen atık su sistemi (ve arıtmaları), ucuz-kolay ulaşım vb. hizmetler ve kent bütçesi ile etkin ve verimli kent yönetiminin hayata geçirildiği; afete duyarlılığın önemsendiği, risk azaltma-sakınım, kentsel dönüşüm-yenileme konularının gündemde tutulduğu,  marka kent olma yönünde kent algısının yönetildiği, kenti özgün kılan/kılacak unsurların öne çıkarıldığı, yerel kültürel doku, yaşam biçimi ve mimarinin korunduğu kentsel çevrelerdir.

Ancak bu unsurların yerine getirilmesi ile fiziksel anlamda "yaşanabilir", sosyo-kültürel anlamda ise "özgün kimlikli ve sahip çıkılan" kentlerin oluşturulması mümkün olabilecek, bu kentler sayesinde ekolojik bilinç düzeyi yüksek, doğaya, yaşama ve birbirine saygılı, ekosistemlerin döngü ve işlevlerinin bilgisiyle yaşayan ve üreten, kentine sahip çıkan kentliler, toplumların oluşabileceği unutulmamalıdır.

Esasen planlı ve sürdürülebilir şehirleşme; altyapısı tamamlanmış, estetik değerleri oluşmuş, sosyal donatısı ve yaşam alanları kurgulanmış, şehre ait değerlerin toplumsal-kamusal fayda dışında revizyona uğramadığı, koruma-kullanma dengesinde sosyal dokusu kent kimliği ile bütünleşen mekânsal yönetişim sürecidir. Bu süreçte şehirlerimizin daha planlı, daha sağlıklı ve akıllı yani daha yaşanabilir hale getirilebilmesi için daha üst kademedeki ülke ve bölge mekânsal strateji planları ile de uyumlu olarak öncelikle il bütününde çevre düzeni planı niteliğindeki bütüncül nazım imar planlarının devamında da yerleşmelerin uygulama imar planlarının tamamlanıp, ulaşım, altyapı ve kentsel dönüşüm ana planlarının hazırlanması gerekmektedir. Bu planlarla birlikte kentsel estetik ve tasarım, yeşil alan ve yenilenebilir enerji stratejileri oluşturulmalı ve uygulamaya geçilerek kentsel altyapı şebeke ve tesisleri bu doğrultuda yapılandırılmalıdır. Kentlerimizin sahip olduğu tarihi, kültürel ve doğal varlıkların envanteri çıkarılarak koruma-kullanma dengesi içerisinde doğru olarak yönetilmesini sağlayacak sistemler oluşturulmalı, kent yönetimi için gerekli teknolojik altyapının kurulmasında coğrafi bilgi sistemi uygulamaları ve veri tabanları kullanılmalı, kentsel sorunlara doğru öngörülerle daha hızlı ve zamanında çözüm üretilmeli, tüm ihtiyaçlar zamanında karşılanmalıdır.

Ülkemizde, özellikle 6360 sayılı “On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi Kurulmasına Dair Kanun” ile büyükşehre dönüşen belediyelerimizin bu konuda ihtiyaç duydukları mali ve teknik desteğin sağlanarak, şehir planlama ve yönetimi kapasitelerinin arttırılmasına yönelik kapsamlı projeler hazırlanması, yeni kaynakların bu projelere yönlendirilmesi, gerektiğinde uluslararası örnekler de analiz edilerek doğru sentezlerin ve örneklerin, yol haritasının oluşturulması, şehirleşme çabalarının bütüncül bir yaklaşımla ele alınması oldukça önem arz etmektedir.

Özetle medeniyet kavramının yansıması olan şehirlerimiz bugün; değerlerinden yoksun, çok katlı, yoğun ve çarpık yapılaşmanın hakim olduğu, ruhsuz, kimliksiz, birbirine benzeyen yapı yığınlarından ibaret, yaşamayan – yaşanamayan – yaşatmayan mekanlar haline gelmiştir. Kentlerimizde ve çevresinde, yaşam ve nefes alma alanı olarak nitelendirilebilecek kent ormanları, kent parkları, rekreasyon alanları, gölet veya akarsular, kamusal geniş alanlar – meydanlar, geniş ana ulaşım arterleri yok gibidir. Bu durum şehirde yaşayan insanların sosyo-kültürel yapısını da olumsuz etkilemekte, insanları karamsar, yorgun, durağan bireyler haline getirmektedir. Bu sebeple acilen şehirlerimizi yeniden ele almak, yaşam alanlarını tekrar gözden geçirmek zorundayız. Yapılarımızda özgünlüğe önem vermeli, yerel dokuyu ve özgünlüğü korumalı, daha büyük rekreasyon alanları, açık-yeşil alanlar ve ulaşım arterleri tasarlamalı ve oluşturmalıyız. Bin yıllık tarihi misyonu gelecekle buluşturmalı, şehirlerin var olan kimliklerine uygun yapısal,  görsel değerleri modernize ederek tekrar şehirlere, sakinlerine ve insanlığa kazandırmalıyız.

 

Şehir Planlama, Kalkınma, Stratejik Plan, Bölge Planı, Yerel Kalkınma, Ekonomi, Mehmet Gürbüz