Kentleşmeye Dayalı Yerel Kalkınma

Ülkemizde merkezi yönetim ve yerel idareler büyük yatırım hamleleri ile birlikte yerel kalkınma sürecine katkıda bulunmaya çalışmaktadır. Konuya, yerel iktisadi süreçler de göz önüne alınarak makro-ekonomik değişkenler açısından bakıldığında, yatırımların katma değer oluşturan sektörler ile gayrimenkul sektörü arasında nasıl paylaştırılacağı sorusu temel tercih unsuru olarak öne çıkmaktadır. Gayrimenkul sektörüne yapılan yatırımlar ile ekonomik büyüme sağlanırken orta ve yüksek teknolojiye dayalı sanayi üretimine yapılan yatırımlarla da ekonomik kalkınma sağlanmaktadır. Dolayısıyla yatırımların dağılımı Türkiye’nin makroekonomik yapısını ve gelişimi doğrudan etkilemektedir.

Ulusal kaynakların önemli bir kısmının ağırlıklı olarak şehircilik – kentleşme faaliyetlerinde kullanıldığı ve zamanla daha da artacağı öngörüsünden hareketle yatırım kararlarının orta ve uzun vadeli sonuçlarının analiz edilmesi ve kaynak verimliliğinin sağlanması yoluyla ölçek ekonomisini ve kaynak etkinliğini yatırımlarda akılcılık temelinde kullanmak önem kazanacaktır. Bu kapsamda yerel hizmetlerde kaynak kullanımını bilimsel yöntemler ve yeni teknolojilerle izlemek gerekecektir.

Bu anlamda kamu eliyle yapılan imar planı ve değişiklikleriyle ortaya çıkan ilave yapılaşma haklarından kaynaklı kazanca karşılık kente getirilen yükün de öncelikle bu yükü getirenlerce üstlenilmesi ya da yatırımcı kamu kurumları ve yerel idarelerle paylaşılması için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Ancak bu şekilde mevcut kentsel sosyal ve teknik altyapı alan ve standartlarının olumsuz etkilenmeyerek korunması, hatta iyileştirilmesi mümkün olabilecektir. Kaldı ki gayrimenkul ve inşaat sektörü de dâhil kentlerin tüm ekonomik aktivitelerinin, sürdürülebilirlik ve yeşil ekonomi esas alınarak yürütülmesi gerekmektedir. Hükümetin gündemindeki cazibe merkezleri ve kentlerin bölgesel rekabetçiliği kavramları da bu açılardan yeniden değerlendirilmelidir.

Bu arada kalkınma kavramı etrafında ele alınan “sürdürülebilirlik”, “yaşanabilirlik”, “cazibe merkezleri”, “rekabet” ve benzeri kavramların, yerel kalkınma stratejileriyle ilişkili olarak ağırlıkla bölge planlarında kullanıldığı ve yerel politikalar ile benzeştiği bilinmektedir. Bu durumda yerel kalkınmada, esasen kentlerin sosyo-ekonomik ve mekânsal özgünlüklerini dikkate alan, sadece kentsel ranta odaklanmayan yaklaşımların oluşturulması için bazı önlemlerin alınması ve uygulamaya konulması gerekmektedir. Kentleşme ve kentsel büyüme, dolayısıyla yapılaşma ve yenilenmeye dayalı olarak rant beklentisi ve baskısı da kaçınılmaz olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu noktada kamu otoritesine düşen, sadece rant odaklı girişimlere imkan tanımaması, külfetinin kamuya kalacağını gözeterek kamu yararını öne alıp, kamuya gelir kaynağı olarak görmeden kamu eliyle oluşturulan rantın yönetilmesi, kamuya kazandırılmasıdır.

Şehir Planlama, Kalkınma, Stratejik Plan, Bölge Planı, Yerel Kalkınma, Ekonomi, Mehmet Gürbüz